Necâtî Hastalığı Nedir?
Her şey bir arkadaşımın bir gün “Abi, Necâtî hastalığını duydun mu?” diye sormasıyla başladı. O an kafamda bir anda sayısız soru işareti belirdi: “Necâtî hastalığı mı? Ne o ya, yeni bir virüs mü?” İlk başta, her zamanki gibi ciddiye almadım. Çünkü o arkadaş, bana her zaman kafa karıştırıcı bilgilerle gelir; “Ya abi, böyle bir şey duydum, gel şuna bak” dedikten sonra, sağdan soldan açıp “yeni bir dans figürü” gösterip, “Hah işte, bu Necâtî hastalığı!” diyebilir. Ama bu sefer işler farklıydı. Hızla araştırmaya başladım ve karşıma çok enteresan bir şey çıktı: Necâtî hastalığı aslında, eski Türk edebiyatına özgü bir rahatsızlık! Evet, doğru duydunuz, edebiyatla alakalı. Ama bu hastalık, sadece edebiyatla da kalmıyor, bir nevi “beyin hastalığı” gibi de düşünebilirsiniz.
Şimdi, her ne kadar gülerek başlasam da, Necâtî hastalığı hakkında ciddi şekilde biraz bilgi edinmem gerektiğini fark ettim. Çünkü bazen öyle hastalıklar vardır ki, yüzeyde sıradan gibi gözükür ama aslında derinlere inildiğinde, “hadi canım, biz bunu yapıyoruz zaten!” diyebilirsiniz.
Necâtî Hastalığı: Gerçekten Nedir?
Şimdi gelelim asıl konuya: Necâtî hastalığı nedir? Bu hastalık, 16. yüzyılda yaşamış olan ünlü şair Necâtî Bey’in adını taşıyor. Edebiyat camiasında oldukça tanınan bir isim olmasına rağmen, o dönemdeki şairlerin ve yazıların zamanla insanları nasıl etkilediği de çok önemli. Peki, bu hastalık neyi anlatıyor?
Evet, “hastalık” kelimesi biraz dramatize olmuş olabilir ama gerçekte, Necâtî hastalığı bir tür “takıntılı yazma” hastalığıdır. Şair, kelimelere ve anlamlara takılıp kalır, sürekli güzel sözler peşinde koşar, “kafiye” arayışına girer. Yani bir tür dil takıntısı, kelime aşkıdır. Günümüz gençliğinde buna “edebiyat manyaklığı” da diyebilirsiniz. Edebiyat dünyasında, kelimelere öyle bir saplantılı bir sevda beslenir ki, eserlerde dilin olduğu kadar, mananın da derinliği önem kazanır. “İşte bu da Necâtî hastalığı!” derken, aslında oradaki hastalık, bir anlamda çok fazla sanatla boğulmuş, abartılı bir yazınsal sevdanın sonucu diyebiliriz.
Bir Yazar Olarak Ben ve Necâtî Hastalığı
Bir de bana sorarsanız, her yazı yazan insanın, biraz da Necâtî hastalığı’na sahip olması gerekebilir. Hani bazen olur ya, düşünceler kafanda o kadar karışıktır ki, kelimeler bir türlü düzgün sıralanmaz. Her kelimenin başka bir anlamı vardır ama bir yanda da kafiye takıntısı vardır. Biraz daha yaratıcı olmaya çalışırsın, sonrasında her yazdığın cümle sanki kendini fazla kasmış gibi gelir.
O zaman düşünürsünüz: “Bu cümle çok mu edebi oldu? Yoksa biraz fazla mı zorladım?” Mesela bu yazıyı yazarken, “Necâtî hastalığı nedir?” diye yazmayı başardım, ama şimdi her cümleyi de fazla süslü hale getirmemek lazım.
Bazen düşüncelerin “bu ne ya” dedikleri noktaya geliyorsunuz ve işte o an “Necâtî hastalığı” bence tam da burada başlıyor. “Ya abi, kafiyeyi mi daha çok düşünüp yazayım, anlamı mı? Bu ikisinin arasındaki dengeyi nasıl kuracağım?” İşte tam bu noktada hastalık başlıyor. Neyse ki, benden bir şair çıkmaz, ancak edebiyatı seven bir adam olarak birkaç kez bir sayfa yazıp silmek de fena olmuyor.
Necâtî Hastalığına Yoldaş Olmak
Şimdi biraz da gündelik hayattan örnek verelim. Hepimiz zaman zaman kendi işlerimize takıntılı hale gelebiliriz. Mesela, sosyal medyada sürekli bir şey paylaşma isteği, paylaşılan her fotoğrafın altına açıklama yazma çabası… En basitinden telefonla fotoğraf çekip bir yere gönderirken bile bazen “Acaba daha farklı bir açıdan mı çeksem?” diye düşünmek, tam olarak Necâtî hastalığı’nın bir örneği. Ya da arkadaş ortamında, bir espri yaparsınız ve hemen şunu düşünürsünüz: “Acaba bu şaka çok mu ucuz oldu? Biraz daha zekice mi yapmalıydım?” Ya da “Vallahi bu şaka yerine şu kelimeyi kullansam daha iyi olurdu!”
Hadi, o zaman hemen bir diyaloğa girelim. Bunu bir arkadaş ortamında hayal edelim:
Ben: “Ya geçen gün biri bana Necâtî hastalığı nedir diye sordu, dedim ‘Abi, edebiyat hastalığı’…”
Arkadaşım: “Haa, öyle mi? Peki ne anlama geliyor?”
Ben: “Yani, çok fazla kelimeyle uğraşıp, anlamı unutmak gibi bir şey işte…”
Arkadaşım: “Aha, bayağı doğru söyledin. Bir de senin o “çok düşünürken” yaptığın o espiriler de tam ona örnek!”
Ben: “Bence de! Senin de yaptığın o yazılarını yazarken bir türlü yazıyı bitirememek, işte o da Necâtî hastalığı.”
Bu basit bir diyalog. Ama bazen, günümüz dünyasında, sürekli sosyal medya paylaşımları ve yazılarla kafayı bozan, kelimelere aşırı takıntılı hale gelen insanlar, biz farkında olmadan aslında bu hastalığın çok güzel örneklerini veriyorlar.
Necâtî Hastalığı ve Toplum
Toplum olarak da bazen Necâtî hastalığının etkilerine kapılabiliyoruz. Örneğin, iş yerinde sürekli bir sunum hazırlıyorsunuz ve dilinize o kadar takılıyorsunuz ki, içeriği bir türlü netleştiremiyorsunuz. Hatta en komiği, bazen ne kadar basit olursa olsun, “En iyi nasıl anlatırım?” diye saatlerce düşünüyoruz. O kadar derinlere iniyoruz ki, bazen basit bir işi, içinden çıkılmaz bir hale getirebiliyoruz.
Evet, bazen kendimizi fazla kasıyoruz. Oysa bir sunumda, en basit cümlelerle, en açık şekilde anlatmak daha değerli olabilir. Aynı şekilde, bir blog yazısı da, bir yazının içine öyle fazla takıntılı kelimeler eklemek yerine, anlamı netleştirerek yola çıkmak, bence daha verimli. Ama tabii, Necâtî hastalığının da güzel tarafları yok değil. Sonuçta bazen, o çok düşündüğümüz kelimeler gerçekten de bir yazıyı çok değerli hale getirebiliyor.
Sonuç: Necâtî Hastalığı ve Biz
Sonuç olarak, Necâtî hastalığı nedir? sorusunun cevabı aslında düşündüğümüzden biraz daha derin. Yalnızca kelimelere, anlamlara takılmak değil, aslında insanın hayatındaki fazla mükemmeliyetçilik ve aşırı düşünme hali de bu hastalığa dönüşebiliyor. Her ne kadar bazen abartmış gibi hissetseniz de, aslında “yazarken” ya da “konuşurken” kelimelerle bu kadar boğulmak, günümüz dünyasında çoğu insanın karşılaştığı bir durum. Yani, Necâtî hastalığı bizde de var!
Ama unutmadan: Bir gün Necâtî hastalığına yakalanırsanız, en azından bilin ki, kelimelere aşırı takılmak değil, bazen “sade” olabilmek de önemli. Kendinizle barışın ve edebiyatı, hayatın çok önemli bir parçası olarak görmeye devam edin, ama ne olursa olsun, aşırı düşünmeyi biraz da bırakın!