İçeriğe geç

Ege Denizi oluşumu epirojenez mi ?

Ege Denizi Oluşumu Epirojenez mi? Jeolojik Süreçten Tarihsel Hafızaya Uzanan Bir Yolculuk

Geçmişe baktığımızda yalnızca geride kalmış olayları değil, bugün üzerinde yaşadığımız dünyanın nasıl şekillendiğini de anlamaya başlarız; çünkü bazen bir denizin kıyısında yürürken gördüğümüz ada, aslında milyonlarca yıllık jeolojik hareketlerin ve binlerce yıllık insan hikâyelerinin sessiz bir tanığıdır.

Ege Denizi bu açıdan son derece özel bir coğrafyadır. Bir tarafta Yunanistan, diğer tarafta Batı Anadolu; aralarında irili ufaklı yüzlerce ada, derin deniz çukurları, aktif faylar, volkanik alanlar ve sürekli hareket hâlindeki bir yer kabuğu bulunur. Bu nedenle “Ege Denizi oluşumu epirojenez mi?” sorusu, yalnızca lise coğrafyasında karşılaşılabilecek basit bir kavram sorusu değildir. Jeolojinin yanı sıra arkeolojiyi, antik tarihi, denizcilik tarihini ve hatta bugünkü Ege toplumlarının coğrafyayla ilişkisini anlamamızı sağlar.

Kısa cevap şudur: Ege Denizi’nin oluşumunu yalnızca epirojenezle açıklamak doğru değildir. Epirojenez, geniş kara kütlelerinin uzun zaman dilimleri boyunca düşey doğrultuda yükselmesi veya alçalmasıyla ilgili bir süreçtir. Ege’nin bugünkü görünümünde düşey hareketler ve yükselme-alçalmalar elbette önemlidir; ancak temel jeodinamik hikâye, tektonik gerilme, kabuğun genişlemesi, faylanma, Helenik dalma-batma sistemi ve levha hareketleri gibi daha karmaşık süreçlerin birlikte etkisidir.

OUP Academic

+1

Bu ayrımı yapmadan Ege’nin geçmişini anlamak oldukça güçtür.

Ege Denizi’nin Jeolojik Temeli: Epirojenezden Daha Karmaşık Bir Hikâye

Epirojenez nedir?

Epirojenez, geniş kara parçalarının büyük ölçekte, çoğunlukla düşey doğrultuda gerçekleşen yükselme veya alçalma hareketlerini ifade eder. Dağ oluşumundan farklı olarak burada temel mesele, dar bir kuşakta yoğunlaşmış kıvrımlanma ve sıkışmadan ziyade çok geniş alanların uzun zaman içinde yükselmesi ya da çökmesidir.

Örneğin bir kara parçasının deniz seviyesine göre yavaşça yükselmesi veya geniş bir havzanın alçalması epirojenik hareketlerle ilişkilendirilebilir.

Ancak Ege Denizi oluşumu söz konusu olduğunda bu kavram tek başına yetersiz kalır.

Belgelere dayalı jeolojik değerlendirme bize Ege bölgesinin özellikle Miyosen’den itibaren yaygın bir genişleme tektoniği yaşadığını gösteriyor. Dan McKenzie’nin 1978 tarihli çalışması, Ege’nin özellikle kuzey ve doğu kesimlerinde günümüzde de devam eden hızlı genişlemeye dikkat çekmiş ve bölgenin Miyosen’den beri yaklaşık iki kat oranında gerildiğini öne sürmüştür.

OUP Academic

+1

Buradaki önemli nokta şudur: Ege’nin ortaya çıkışını yalnızca “kara çöktü, deniz oluştu” şeklinde düşünmek, süreci fazlasıyla basitleştirir.

Ege neden genişledi?

Ege’nin altında ve çevresinde Afrika levhasının kuzeye doğru hareketi, Anadolu’nun batıya doğru hareketi ve Helenik dalma-batma sistemi arasında karmaşık bir etkileşim bulunmaktadır.

Afrika levhasının okyanusal litosferi Helenik yay boyunca Avrupa levhasının altına doğru dalmaktadır. Bu dalma-batma sistemi, Ege’nin güneyinde önemli bir jeodinamik sınır oluşturur.

Le Pichon ve Angelier, 1981 tarihli çalışmalarında Ege Denizi’nin oluşumunu, Akdeniz tabanının Helenik yay altında dalmasıyla bağlantılı uzama tektoniği çerçevesinde değerlendirmiştir.

Scribd

Daha sonraki araştırmalar ise tabloyu daha da karmaşıklaştırmıştır. Bazı modeller Ege genişlemesinde Helenik levhasının geriye çekilmesini öne çıkarırken, bazıları Anadolu’nun batıya doğru kaçışına ve Arabistan-Eurasya çarpışmasının yarattığı tektonik sıkışmaya dikkat çeker. Başka modellerde ise kabuğun yerçekimsel çöküşü önemli bir faktör olarak ele alınır.

Doi

Dolayısıyla bilimsel literatürde Ege’nin oluşumu için tek cümlelik bir açıklama bulunmamaktadır.

Milyonlarca Yıl Önce: Ege’nin Coğrafyası Henüz Ege Değilken

Sendegel ziyaretçileri için hazırladığımız bu rehberde Ege Denizi oluşumu epirojenez mi hakkında bilmeniz gerekenleri anlatıyoruz.

Alp-Himalaya kuşağının bir parçası

Bugünkü Ege Denizi’ni anlayabilmek için daha geriye, Akdeniz’in ve Anadolu’nun jeolojik evrimine gitmek gerekir.

Anadolu, Avrupa ve Afrika levhalarının birbirleriyle etkileştiği son derece hareketli bir kuşakta yer alır. Bu nedenle Ege, jeolojik açıdan sakin bir kıyı bölgesi değil, sürekli deformasyon geçiren bir alan olmuştur.

Araştırmalar, Ege bölgesindeki genişlemenin başlangıç tarihinin tam olarak hangi noktaya yerleştirilmesi gerektiği konusunda farklı görüşler bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bazı modeller geniş ölçekli genişlemenin yaklaşık 13–11 milyon yıl önce belirginleştiğini savunurken, başka araştırmalar daha eski deformasyonlara işaret eder.

ScienceDirect

Bu tarih farklılıkları önemli bir ayrıntıdır. Çünkü bilimsel tarih, yalnızca “bir olay ne zaman oldu?” sorusuna cevap vermekle kalmaz; elimizdeki kanıtların hangi tarihe kadar güvenilir biçimde geriye götürülebileceğini de tartışır.

Miyosen ve büyük dönüşüm

Yaklaşık 23–19 milyon yıl önce başlayan geniş ölçekli litosferik genişlemenin, Ege havzasının açılmasında önemli bir aşama olduğu düşünülmektedir. Metamorfik çekirdek komplekslerinin oluşumu ve yüksek basınç altında oluşmuş kayaçların yüzeye çıkması da bu tektonik evrimle ilişkilendirilmiştir.

Annual Reviews

Bir başka ifadeyle bugünkü adalar, körfezler ve deniz tabanı tek bir jeolojik olayın ürünü değildir; farklı dönemlerde gerçekleşen sıkışma, yükselme, genişleme, faylanma ve aşınma süreçlerinin üst üste binmesiyle ortaya çıkmıştır.

İnsan Ege’ye Geldiğinde Nasıl Bir Coğrafyayla Karşılaştı?

Denizin yalnızca ayırmadığı, bağladığı dönem

Jeolojik süreçleri insan tarihiyle buluşturduğumuzda Ege’nin anlamı değişmeye başlar.

Arkeolojik bulgular Ege adalarında insan varlığının binlerce yıl öncesine gittiğini göstermektedir. Milos’taki obsidyen kaynaklarının Neolitik dönemden çok daha önce deniz yoluyla kullanılması, erken toplulukların adalar arasındaki deniz ulaşımını düşündüğümüzden daha etkin biçimde gerçekleştirdiğini ortaya koyar.

Ege Adaları

+1

Bu noktada Ege’nin fiziksel coğrafyası insanlık tarihi açısından bir engelden çok ulaşım ağı hâline gelir.

Adalar ilk bakışta toplumları birbirinden ayırıyor gibi görünür. Fakat tarih bize başka bir şey anlatır: Adalar aynı zamanda birbirine ulaşmanın basamaklarıdır.

Carla Antonaccio’nun Akdeniz tarihi üzerine çalışmasında özellikle MÖ 800–500 arasındaki dönemde Yunanlar ve Fenikeliler arasında gelişen denizcilik ağlarının kıyıları ve adaları birbirine bağladığı vurgulanır.

Cambridge University Press

Burada tarihin coğrafyayı nasıl dönüştürdüğünü görmek mümkün.

Minos, Kiklad ve Miken dünyaları

Tunç Çağı’nda Ege, birbirinden tamamen kopuk toplulukların yaşadığı bir alan değildi. Girit merkezli Minos dünyası, Kiklad adaları ve Yunanistan anakarasındaki Miken merkezleri arasında ticaret, kültürel etkileşim ve denizcilik bağlantıları gelişti.

Bu toplumların ortaya çıkışı ve dönüşümü yalnızca siyasi olaylarla açıklanamaz. Deniz yolları, limanlar, doğal kaynaklar ve adaların konumu ekonomik ilişkileri şekillendirdi.

Belgeler ve arkeolojik bulgular birlikte okunduğunda, Ege’nin insan toplulukları açısından son derece dinamik bir bağlantı alanı olduğu görülür.

Bugün haritada küçük görünen bir ada, Tunç Çağı’nda obsidyen, metal, seramik veya tarımsal ürünlerin dolaşımında önemli bir durak olmuş olabilir.

Antik Yunan Dünyası: Coğrafyanın Siyasal Tarihe Etkisi

Polisler ve parçalı coğrafya

Arkaik Çağ’a gelindiğinde Ege dünyasında polis adı verilen kent devletleri belirginleşir.

MÖ 8. ve 6. yüzyıllar arasında gerçekleşen Yunan kolonizasyon hareketleri Ege’nin ve daha geniş Akdeniz dünyasının siyasal haritasını değiştirdi. Araştırmalar, bu dönemde Yunan topluluklarının Akdeniz ve Karadeniz çevresinde çok sayıda yeni yerleşim kurduğunu gösteriyor.

Cambridge University Press

+1

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: coğrafya kader değildir.

Bir dönem tarihçilerin sıkça başvurduğu coğrafi determinizm, Yunanistan’ın dağlık yapısı ve Ege adalarının parçalı karakterinin doğrudan polis sistemini ortaya çıkardığını ileri sürüyordu. Günümüz tarihçiliği ise bu ilişkiyi çok daha temkinli kuruyor. Coğrafyanın fırsatlar ve kısıtlamalar yarattığı kabul edilse de siyasi kurumları doğrudan belirlediği düşüncesi artık yeterli görülmüyor.

Cambridge University Press

Strabon’un Ege’si

Antik çağın en önemli coğrafyacılarından Strabon, Ege’yi yalnızca bir su kütlesi olarak görmez. Onun coğrafya anlatısında adalar, kıyılar ve deniz yolları birbirine bağlı bir sistemdir.

Strabon Ege’yi anlatırken Cyclades ve Sporades’in yanı sıra Kos, Samos, Chios, Lesbos ve Tenedos gibi adaları sıralar.

Wikisource

+1

Daha da ilginci, Strabon doğal çevrenin değişebileceğinin farkındadır. Bir bölümünde sellerin, depremlerin, deniz tabanındaki yükselmelerin ve çökmelerin kıyıların görünümünü değiştirebileceğini belirtir.

Perseus

Bu düşünce, modern jeolojinin diliyle yazılmış değildir; fakat antik dünyada doğanın durağan olmadığına dair güçlü bir gözlemdir.

Helike örneği: Doğal afet ve tarih

MÖ 373’te Helike’nin deprem ve deniz hareketleri sonucunda büyük ölçüde yok olması, Ege ve çevresindeki toplumların doğal afetlerle ilişkisini anlamak açısından çarpıcıdır.

Strabon, denizin bir deprem sonrasında yükselerek Helike’yi ve Poseidon tapınağını sular altında bıraktığını aktarır. Pausanias da depremle birlikte denizin karaya doğru ilerlediğine ilişkin geleneği kaydeder.

helike.org

Birincil kaynakların değeri burada ortaya çıkar: Antik yazarların açıklamaları modern jeolojik ölçütlerle birebir bilimsel raporlar değildir; fakat insanların deprem, tsunami ve kıyı değişimleri gibi olayları nasıl deneyimlediğini anlamamızı sağlar.

Bu tür kaynakları okurken kendime şu soruyu sormak anlamlı geliyor: Bir toplum yaşadığı felaketi açıklamak için mitlere, tanrılara veya doğa güçlerine başvurduğunda, onun anlatısını “yanlış” olarak mı değerlendirmeliyiz, yoksa o toplumun dünyayı anlamlandırma biçiminin bir belgesi olarak mı okumalıyız?

Klasik Çağ: Ege’nin Siyasal Bir Sahneye Dönüşmesi

Atina, Sparta ve deniz gücü

Pers Savaşları sonrasında Ege’nin stratejik önemi daha da arttı. Atina’nın deniz gücü, Delos Birliği ve Pers İmparatorluğu ile mücadele, Ege’yi büyük bir siyasal rekabet alanına dönüştürdü.

Burada fiziksel coğrafya doğrudan siyaset üretmedi; fakat siyasi aktörlerin kullanabileceği imkânları belirledi.

Adalar donanma üsleri, ticaret merkezleri ve stratejik geçiş noktaları hâline geldi.

Thukydides, Peloponez Savaşı’nı anlatırken Ege’deki güç ilişkilerini yalnızca kara ordularının mücadelesi olarak ele almaz. Melos olayı, küçük bir adanın büyük bir imparatorluk gücü karşısındaki konumunu gösteren çarpıcı örneklerden biridir. Thukydides’in aktardığı Melos Diyaloğu, Atina’nın güç politikasını ve küçük bir ada topluluğunun bağımsızlık arzusunu karşı karşıya getirir.

Wikisource

Burada Ege’nin jeolojisi ile tarihi arasında doğrudan bir nedensellik kurmak yanlış olur; fakat jeolojik olarak parçalı coğrafyanın yarattığı adalar dünyasının siyasal tarih için bir sahne oluşturduğu açıktır.

Helenistik ve Roma Dönemleri: Ege’nin Bir Ağ Olarak Yaşaması

Yeni imparatorluklar, eski deniz yolları

Büyük İskender’in fetihlerinden sonra Ege, Helenistik krallıklar arasındaki ticari ve siyasi ağların bir parçası hâline geldi.

Roma döneminde ise Ege, Akdeniz’in çok daha geniş ekonomik sistemine bağlandı.

Bu dönüşümün önemli tarafı, Ege’nin hiçbir zaman yalnızca “Yunanistan’ın denizi” olmamasıdır.

Yunanlar, Persler, Makedonlar, Romalılar ve Anadolu’daki farklı topluluklar bu deniz üzerinde birbirleriyle karşılaştı.

Strabon’un coğrafyası da tam olarak böyle bir dünyayı yansıtır. Ege’nin kıyıları yalnızca bir halkın sınırları değildir; ticaretin, göçün ve siyasi egemenliklerin kesiştiği bir coğrafyadır.

Wikisource

Orta Çağ’dan Osmanlı Dönemine: Ege’nin Yeni Kimlikleri

Bizans ve deniz yolları

Roma İmparatorluğu’nun dönüşümünden sonra Ege, Bizans dünyasının merkezî alanlarından biri olarak önemini korudu.

Konstantinopolis’in siyasi ve ekonomik ağı, Ege adaları ve Anadolu kıyılarıyla yakından ilişkiliydi.

Sonraki yüzyıllarda Venedik ve Ceneviz gibi denizci güçlerin faaliyetleri de Ege’nin stratejik önemini artırdı.

Bu dönemde adaların anlamı yeniden değişti. Antik çağın polis merkezleri artık aynı siyasal sistem içinde yaşamıyordu; ancak limanlar, ticaret yolları ve deniz üsleri önemini korudu.

Osmanlı döneminde Ege

Osmanlıların bölge üzerindeki hâkimiyetinin güçlenmesiyle Ege, imparatorluğun deniz ve ticaret sistemine entegre oldu.

Adaların bir kısmı tarım, balıkçılık, ticaret ve denizcilikle geçinirken kıyı kentleri de Anadolu ile adalar arasındaki bağlantının önemli noktaları hâline geldi.

Tarihsel süreklilik burada özellikle dikkat çekicidir: Siyasal iktidarlar değişmiş, dini ve idari yapılar dönüşmüş, fakat Ege’nin bir ulaşım ve bağlantı alanı olma özelliği büyük ölçüde devam etmiştir.

Modern Dönem: Jeoloji ile Tarihin Aynı Haritada Buluşması

19. ve 20. yüzyılda değişen bakış

Modern jeolojinin gelişmesiyle birlikte Ege’nin bugünkü görünümünün çok daha genç ve hareketli bir jeolojik süreçle bağlantılı olduğu anlaşılmaya başladı.

Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında levha tektoniği kuramının gelişmesi, Ege’nin anlaşılmasında büyük bir dönüşüm yarattı.

McKenzie’nin 1978 çalışması bu açıdan dönüm noktalarından biridir. Araştırmacı, jeolojik ve sismolojik verileri kullanarak Ege’nin aktif biçimde gerildiğini ortaya koydu.

OUP Academic

Daha sonraki çalışmalar ise Batı Anadolu ve Ege’de normal faylanmanın yanı sıra doğrultu atımlı hareketlerin de önemli olduğunu gösterdi. Özellikle Kuzey Anadolu Fayı’nın batıya doğru uzanan deformasyon sistemiyle ilişkisi, Ege’nin yalnızca kuzey-güney yönlü basit bir açılma alanı olmadığını ortaya koymaktadır.

Istanbul Technical University

+1

Pliyosen’den günümüze: hareket hâlâ sürüyor

Araştırmalar, Ege’deki deformasyon biçiminin zaman içinde değiştiğini göstermektedir.

Miyosen’deki yaygın genişleme, Pliyosen ve Kuvaterner’de daha karmaşık doğrultu atımlı ve transtansiyonel hareketlerle birlikte gelişmiştir. Bazı alanlarda yeni havzalar oluşurken bazı bölgelerde yükselme meydana gelmiştir.

ScienceDirect

+1

Dolayısıyla Ege Denizi “oluşmuş ve artık tamamlanmış” bir coğrafya değildir.

Jeolojik anlamda süreç bugün de devam etmektedir.

Depremler, fay hareketleri, kıyı yükselmeleri ve çökmeler bunun günümüzdeki izleridir.

O Hâlde Ege Denizi Oluşumu Epirojenez mi?

Doğru cevap: Tek başına hayır

Soruyu doğrudan yanıtlayalım.

Ege Denizi oluşumunu yalnızca epirojenez olarak tanımlamak doğru değildir.

Epirojenez, bölgedeki bazı düşey hareketleri ve uzun dönemli yükselme-alçalmaları açıklamada kullanılabilecek bir kavramdır. Ancak Ege’nin bugünkü denizel ve karasal yapısını meydana getiren ana süreçler arasında:

tektonik genişleme,

normal faylanma,

Helenik dalma-batma sistemi,

levha hareketleri,

Anadolu’nun batıya doğru hareketi,

kabuksal incelme,

havza oluşumu,

volkanizma ve

yerel yükselme-alçalma hareketleri

birlikte değerlendirilmelidir.

Doi

+1

Bu nedenle sınav tipi bir soruda “Ege Denizi’nin oluşumu hangi iç kuvvetle ilişkilidir?” denildiğinde tektonik hareketler ve özellikle gerilme/uzama tektoniği daha isabetli bir çerçevedir.

Geçmiş Bugünü Nasıl Açıklıyor?

Ege’nin tarihini yalnızca geçmişte kalmış bir hikâye olarak okumak, aslında önemli bir noktayı kaçırmak olur.

Bugün Ege Denizi çevresinde yaşayan insanlar hâlâ milyonlarca yıllık jeolojik süreçlerin oluşturduğu coğrafyanın içinde hayatlarını sürdürüyor.

Antik çağda deniz yollarını belirleyen adalar bugün turizmin ve ticaretin merkezleri olabilir. Geçmişte bir savaşın stratejik noktası olan bir ada, bugün bambaşka bir ekonomik işleve sahip olabilir. Fakat fiziksel coğrafyanın temel özellikleri, insan faaliyetlerinin üzerine yazıldığı uzun ömürlü bir zemin olmaya devam eder.

Daha da önemlisi, deprem gerçeği geçmiş ile bugün arasındaki en görünür bağlantılardan biridir.

Strabon ve Pausanias’ın deprem ve deniz taşkınlarını anlatması, antik insanların da Ege ve çevresindeki sismik hareketliliğin farkında olduğunu gösterir.

helike.org

+1

Bugün ise modern sismoloji aynı coğrafyayı fay mekanizmaları, GPS ölçümleri ve jeodezik veriler üzerinden inceliyor.

Yöntem değişti.

Ama temel soru hâlâ aynı:

Yaşadığımız coğrafya neden böyle?

Jeoloji ile Tarih Arasında Bir Köprü Kurmak

Ege Denizi’nin oluşumunu tarihsel perspektiften incelemek bize önemli bir düşünme biçimi kazandırıyor. Tarih yalnızca kralların, savaşların ve imparatorlukların tarihi değildir. İnsanların yaşadığı fiziksel çevrenin de bir geçmişi vardır.

Fakat burada dikkatli olmak gerekir.

“Ege adalarla dolu olduğu için Yunan şehir devletleri oluştu” demek aşırı basit bir determinizmdir.

Aynı şekilde “Ege Denizi epirojenez sonucu oluştu” demek de jeolojik gerçekliği tek bir kavrama indirgemektir.

Belgelerin ve bilimsel verilerin bize öğrettiği daha karmaşık bir tablo vardır.

Jeoloji bize zeminin nasıl oluştuğunu anlatır.

Arkeoloji insanların bu zemini nasıl kullandığını gösterir.

Tarih, toplumların bu coğrafya üzerinde nasıl örgütlendiğini açıklar.

Birincil kaynaklar ise insanların kendi dünyalarını nasıl algıladıklarına dair doğrudan tanıklıklar sunar.

Bu dört alan bir araya geldiğinde Ege, yalnızca bir deniz değil; sürekli değişen bir doğa ile sürekli değişen insan toplumlarının kesişim noktası olarak görünür.

Sonuç: Hareket Hâlindeki Bir Denizin Hafızası

Ege Denizi’nin hikâyesi milyonlarca yıl öncesine uzanır. Dağların yükselmesi, kabuğun kalınlaşması, tektonik gerilmeler, faylanmalar, dalma-batma ve kabuksal hareketler bugünkü coğrafyanın temelini oluşturmuştur.

Bu nedenle Ege Denizi oluşumu epirojenez mi? sorusunun en doğru cevabı, “Epirojenez tek başına açıklamaz” şeklindedir.

Ege’nin oluşumu ve bugünkü biçimi, çok daha kapsamlı bir tektonik ve jeodinamik evrimin sonucudur. Bölgedeki düşey hareketler bu hikâyenin bir parçasıdır; fakat hikâyenin tamamı değildir.

OUP Academic

+1

İnsanlık ise bu hareketli coğrafyanın üzerinde binlerce yıldır yaşamaktadır.

Kiklad adalarındaki Neolitik topluluklardan Minos ve Miken dünyalarına, Arkaik Çağ’ın denizci kentlerinden Atina’nın Ege hâkimiyetine, Roma ve Bizans dönemlerinden Osmanlı’ya ve modern ulus devletlere kadar farklı toplumlar aynı denizin üzerinde farklı dünyalar kurdular.

Bugün Ege’ye baktığımızda gördüğümüz şey yalnızca mavi bir deniz ve adalar değildir.

Bir anlamda milyonlarca yıllık jeolojik hareketlerin üzerine yazılmış binlerce yıllık bir insanlık arşivine bakıyoruz.

Belki de bu yüzden geçmişi anlamak, bugünü anlamanın en güçlü yollarından biridir. Çünkü kıyılar değişse, devletler yıkılsa, şehirlerin isimleri değişse ve siyasi sınırlar yeniden çizilse bile insan ile coğrafya arasındaki ilişki devam eder.

Ve Ege bize hâlâ aynı soruyu sordurur:

Coğrafyayı biz mi şekillendiriyoruz, yoksa farkında olmadan milyonlarca yıllık bir coğrafyanın bize sunduğu imkânlar içinde mi kendi tarihimizi yazıyoruz?

Belki de Ege’nin en önemli hikâyesi tam burada başlıyor: hareket etmeyi hiç bırakmayan bir dünyanın üzerinde, değişmeyen sandığımız şeylerin aslında ne kadar geçici olduğunu fark etmekte.

Sendegel olarak Ege Denizi oluşumu epirojenez mi konusundaki bu yazıyı beğendiğinizi umuyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort , betci tambet giriş ilbet yeni giriş adresi betexper.xyz m elexbet tulipbetgiris.org ilbet casino ilbet yeni giriş Betexper giriş adresi vd casino
https://guvercinforum.com https://haironplus.com.tr https://temmet.com.tr Sitemap